Adından Roman Geçen Adam; Romain Gary

Romain Gary ‘i daha önce okumayanınız var mı? Peki ya Emile Ajar’ı... Aynı kişiye ait iki isim. Bambaşka biri. Dünyanın en büyük roman ödüllerinden biri olan Goncourt Ödülü bir yazara ancak bir kere verilebilirken Gary, bu ödülü kendine yakıştırdığı takma adla iki kere almıştır.
Çünkü öyledir onun yaşamı. Rengarenk kelimesinin karşılığıdır. Çocuktur, delidolu, bir o kadar da bilge.
Güz. Yağmurlu pazarlar. Daha çok roman okumanın vaktidir. Camlar buğulanmış. Dışarısı telaşsız, uykuda. Elimde Clair de Femme nam-ı diğer Kadının Işığı. Türkçe’ye çevrilmiş diğer Gary kitapları arasında biraz atlandığını ya da farkedilmediğini düşünüyorum. İsmail Yerguz’un özenli çevirisi.
Basım yılı? Mart 1994. Ardından ikinci basım; Temmuz 1996... On yılı aşkın zaman. Tükenmemiş midir bu ikinci basım? Geçen kış okumuştum. Normalde kitaplarımı çizmem, sayfalarını bükmem. Temiz saklarım. Temiz saklayabildiğimiz bir onlar kalsın. Fakat bir kaç sayfa sonra o kadar ilginç cümlelerle karşılaşıyorum ki kitapta, kıvırmaya başlıyorum sayfaları. Akşam otobüsleri, sabah servisleri. Bir düzene koymaya çalışıyordum hayatımı. Bunca yaşanmışlık arasında, hiçbir şey seçemeden, hiç bir yere gitmeden, her şeyi gitgide kaybederek... O kadar etkileyiciydi ki cümleler, katlanmış sayfalar birbiri üstüne yığılıyordu. Kaleme başvurmak. Alt tarafı 108 sayfalık bir roman, çiz altlarını cümlelerin. Çizip kalemi çantaya koyamıyorsun. İzin vermiyor Gary. Kalem elinde duracak hep. Yeni cümleler buluyorsun; gülüşlerden yankılar, anılardan döküntüler kalır. On dört yıl ve tozlar...
Nedir Kadının Işığı? Temelde ilişkiler üzerine kurulu bir roman. Kadın erkek ilişkisinin üçüncü boyutunu anlatıyor yazarımız; bir çifti. Eski ve deneyimli bir pilot olan Michel ile hostes Yannik, yıllardır bir aşkı sürdürmeye çabalamış mutlu bir çifttir. Tükenişe ve aşkın getirdiği umutsuzluğa dayanamayıp biten bir ilişki. Kötü yazgı... Michel Caracas’a; Yannik de belki başka bir yere gitmek üzere ayrılmışlardır. Michel taksiden inerken yolda Lidya ile çarpışır. Yola saçılan paketler. Yağmur altında. Bir tanışma. Lidya’nın bir trafik kazasında artık annesinin yanında yaşayan, kelimelerin anlamlarını yitirmiş bir kocası vardır... (Kızı da ölmüştür aynı kazada). Bir de Michel’in çocukluğuna giden bir gülüşü. Oturup bir kahve içeceklerdir. Orada Senor Galba ile tanışırlar. Senor Galba köpeğiyle yaşayan bir hayvan eğiticisidir ve bir gece kulübünde köpeği ve şempanzeleriyle birlikte gösteriler yapmaktadır. “Sürekli kart vizitini veriyordu. Yaşadığını ispatlamaya çalışır gibiydi” diye düşünecektir bir süre sonra Michel. Kadının Işığı’nda kahramanlar bir çarpışmayı yitirmişlerdir sadece, savaşı değil. Michel hep bir umut içindedir. Hep. Fakat Lidya da gidecektir. Michel bilir ki sevmiş olduğunuz tek kadını yitirince her şeyi yitirmeniz sadece bir sevgi eksikliğidir. Birini sonsuza dek yitirirsiniz ve bütün yaşamınız dolar. Çünkü hepimize olduğu gibi Michel’e de olmuştur. Burnunu bacaklarına dayamış ve birisine hayatındaki en değerli tek şeymiş gibi bakmıştır.
Kadının Işığı büyük şeylerin romanı değil. Hayatın sırrını vaat etmiyor. Geçen gün bir kitapçıda gördüm: Herkese Her İstediğinizi Yaptırın diye bir kitap. Böyle insanlık dışı hiç değil. Dünyaya karşı küçük bir çığlık sadece. İnsan yalnızlığını haykırdığı zaman sadece aşkı haykırmış olur diyen bir adamın romanı. Çok basit bir şey anlatıyor Gary. Bizi. Biz diye kurmaya çalıştığımız şeyin zorluğunu: İlyada’nın bir destan olduğu söylenir ve bu yapıtta anlatılan kahramanca savaşlar herkesi hayran bırakır. Tatlılık içinde yaşlanan çiftleri anmak çok daha zordur, oysa bunlar bizim daha güzel zaferlerimizdir.
Buruk bir gülümseme. Tam anlamıyla bu. Bizi gözyaşları içinde güldürebilen bir yazı gücü. Kaldırımdaki küçük ağacın yapraklarından sular damlıyor. Sabah pırıltılar içinde. Kadın. Gizlenmek olanaksızdı. Karşı koymak, ölüme göz yummak, hayatta tutmak gerekiyordu. Martılar ve kargalar, bağırmalar, feryatlar, son anlar, Bretagne’de bir plaj. Alnın dudaklarımda, kadının ışığı, başka bir çok kalkan gibi düşmemek için mücadele eden ağır kirpikler.
Hayatının aşkı Jean Seberg’in 1970 yılındaki trajik ölümünden sonra yirminci yüzyılın edebiyat skandalı sayılan takma ad olayını açıklayan harikulade bir mektup bırakıp yaşamına kendi eliyle son veren Gary, şöyle diyor romanında:
Bitmiş değil. Ben bitmedim. Bir insan bittiğinde, bu özellikle demektir ki devam etmektedir. Umutsuz bir insan haindir...
Pazar. Sabah. Yağmur dindi. Çıkıp yürümeliyim.


