Get this widget | Share | Track details
Onur Caymaz: May 2006

Onur Caymaz

Tuesday, May 30, 2006

çiçeklerden bir yaz akşamı - sekiz yaşına girmiş bir şiir...


çiçeklerden bir yaz akşamı

eski bir kızdır ve her şey böyledir
bir körfez umudu keser hep
gemilerin yok saydığı bir denizden
kör bir çiçekçi kızdır
toplar rengini hiç bilmediği bahçelerden
kendini toplar hep çiçektir sapına kadar
sunar dünyaya bize ve görmediği her yere
kör olmak ölmektir biraz da

açtığı bütün kapılardan okyanus
kapanan her kapıdan hüzün tango
basamağı kırık her merdiven gül
her yalnızlık sarmaşık
sarılır sardıkça öpüşür her gece
sesinden yüzünü okşadığı bir garsonla
limanda balık tutar çocuklar sabahlara dek
aslında onlar mı balığı zaman mı onları
kim bilir

bir kızdır her vapurda biraz acınan
ve serin bir yaz akşamıdır hep dışarıda
serinlikten başka bir şey anlamayan

Monday, May 08, 2006

Edip Cansever'in Daktilosu


gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk hiç bir yere gitmiyor

-edip cansever-
a: bedesten günleri , yanık saraylar (sevim burak’ın kitabı, belki bir sonbahar hiç tanışmadığı)
b: meydanda gezerken kırılmış bir güvercin geliyor yanına, mevsimleri hep kıştır, saçlarında eskiden çalan tozlu çanlar
c: rüzgarda kalmış rum kadınlar, maarif takvimleri, köstekli saat iskeletleri.bir kızın ayakkabısının topuğu tramvay rayına giriyor gözlerindeki anlamla karşılaşınca
d: elyazması şiirlerini hep saklar aklında tarçın kokulu sevdalar anlamın tüy gibi uçuştuğu saatler
e: Narmanlı Han’da (bir Beyoğlu cinidir çünkü) ahmet hamdi tanpınar’a şiirlerini gösteriyor (şiir gösterilmez çünkü yaşanır sadece) bunlar güzel ama şiir değil diyor büyük şair, pencereyi açıp çay koyuyor (şiir yaşanıyor)
f: yaşarken hiç tanışmadık onunla, ben mi diyorum bunu ellerimde onarılmış bir akşam udu. ölen hangimiz peki.
g: noel çanları... o sessizlikte sadece bu, noel çanları
h: kışa küskündür erken açan ağaçları: insan yalnız uzun şiirlerde yaşar yalnızlıkları
j: bir şarkıyı ilk kez dinlemiştir yüzünde kafiyesiz bir alkol rengi
k: plaklar... her yerde... dinlerken kışın çıtırtıları karanlıkta
l: bir tütün tabakasının dilinden anlar, konuşur nesnelerin var eden şekliyle
m: kışları uzun geçti hep. öyle bir amcam olsun isterdim

kıyısında camların bozbulanık rakılar*
n: dükkanı sabah açıp masa silen yerlere talaşlar serpen bardak yıkayan bir gözü şaşı hem de eskitilmiş bir ermeni göz kırpıyor bir şiirinden
o: döneniyor bir alıcı kuş olarak gök başımızda.
ö: severken de şiir yazar gibi mi yapmıştır bunu. her yeri yapıştırılmış tuşları eksik bir akordeon gibi mi. ya nasıl terkedilmiştir.
p: eski deprem yerleri…yangın yerleri.
r: yağmur altında şiirinin çıktığı bir dergiyi okumuştur perada. dört mevsim lokantasının orada. koluna ruhi bey çarpmıştır o ara
s: ya alkol olmasaydı. armenak, lusin, diran,stepan, muhassen, cemile. kurtuluştan taksim’e kar altında mavi kıvılcımlarıyla bir tramvay
ş: mavi en sevdiği renktir. mavi renk bile değildir onda. alışkanlıktır. bütün sevgilerde bir alışkanlık olduğu gibi belkide
t: hoşgeldin reis diyorum. eski bir fayton geçiyor yanımızdan. deniz. günümüz türk şiiri’ni konuşuyoruz. büyük zamana düşüyor gömleğinin yakaları *.
u: doğada geziniyor. şiir bir yalnızın aldığı en büyük hediyedir doğadan.
ü: harflerin noktaları var, yalnızlığın kocaman gözleri, mavi
v: akşamüstlerini sever. cebinde taşıdığı sarı kağıtlara benzer akşamüstleri
y: her şeyi izliyordur. duvardaki bir çatlağı, bir çocuk ağlamasını, bir kadının şapkasını
z: şiir yoktur. hiçbir şeydir yani.

Monday, May 01, 2006

Şarkıfelek

hüznün ilk günlerinde, ümit’e ve akif kurtuluş’a onlara benzeyerek...

işte böyle çarkıfelek
kepenkler yavaşça indirilir
yankılanır handa klarnet sesi
rakı böyle terler çay bardağında
zeytin mutsuzdur domates yaz gülü
anasonla ıslanır gazete haberleri
fesleğen acıdan konuşur çocuklar acıdan

bu kehribardır bu ibrişim bu mine çiçeği
güz budur ökse budur kuş buradan vurulur

işte böyle şarkıfelek
gülüşün geçer vitrin camlarından
eski bir gülüşün vardır, kedilerin sevdiği
dudakların tenteleri uçuşturur pazarlarda
siftah kalptir piyasalar kapanır
kırgındır parmakları veznedarların
kumaş böyle biçilir oğlum peynir böyle kesilir
düşerken şarkı olur telek
hemen yanıverir düştüğü yerde

bu bordodur bu nihavent bu kuğu
bir kadını sevmeye buradan başlanır

işte böyle terkifelek
yas tatili başlar gece okullarında
nisan çocuktur mayıs sevgili çocuk
şarap böyle kırmızıdır nar böyle delirir
sesin vardır sonra sesinde kuşlar sevinir
erkekler taburcu olur kadınlardan
telvede ay görünür kısmet taşar falda
yüzün diyorduk geçenlerde
yüzünden konuşuyor yapraklar dalda.

bu perdedir bu prova bu “kırgın gala”
her oyun hüzünle ezber edilir."

Yasak Meyve, 19