Get this widget | Share | Track details
Onur Caymaz: March 2006

Onur Caymaz

Thursday, March 30, 2006

Bak Hâlâ Çok Güzelsin


Onur Caymaz’ın hüzün duygusunun ağır bastığı şiirlerini bir araya getiren "Bak Hâlâ Çok Güzelsin" 2000’li yılların bir ürünü.
Kitap 2005 Behçet Aysan Şiir Ödülü sahibidir.

Kitap hakkında :

"Onur Caymaz'ın şiirlerindeki en temel izlek hüzün duygusu. Mutluluğu da mutsuzluğu da hüzünle şiire döküyor. Bir yanıyla yaşanmışlıkların, öteki yanıyla da yaşanılamamış şeylerin bıraktığı tortuların hüznü. Çünkü hayat bizim dışımızda da akıp gidiyor. Şairin görevi de burada başlıyor: Hayata notlar düşmek. Genç bir insanın yaşadığı hayatla, dünyayla çelişmelerini, çatışmalarını, kırıklıklarını anlatıyor bu kitaptaki şiirler. Onur Caymaz'ın hayata düştüğü notlar, en kişisel deneyimlerin bile nasıl herkesin paylaşabileceği şiirlere dönüşebileceğinin de bir göstergesi." - Turgay Fişekçi-

Sanki Yarın Nisan


Hüzün... Her satırda hissedilen, kendini tüm ağırlığıyla hissettiren... Ayrılık acıları, uyumsuzluk sıkıntıları, aşkın karşılıksızlığı ve bitişi, geçmişte kalan yarım yırtık mutluluklar... Hüznün kitabı. Sanki Yarın Nisan edebiyat dünyasına şiirle giren, ardından öyküleriyle kendine sağlam bir yer edinen ve bu yeri ilk romanıyla pekiştiren Onur Caymaz’ın dördüncü kitabı. Bağımsız öyküler olarak okunabilen kitap, aslında bir bütün olarak da algılanabilecek nitelikte. Öyküleri birbirine bağlamak, öykü kişilerini bir önceki öyküden tanımak, onların ilişkilerini bir bütünde birleştirmek mümkün. Caymaz, bu kez türlerin içiçe geçmiş olduğu bir çalışmayı deniyor. Öykülerdeki şiirselliği de göz önünde bulundurursak, üç edebiyat türü bu kitapta bir araya geliyor.Nisan Birol, öykülerin ana kahramanı. O bir yazar. Ama geçimini yalnızca yazarak sağlayamayan, para kazanmak için başka bir işde yapan bir yazar. Bir de Muhsin var. Yalnız, kimsesiz, aşkta da, hayatta da tutunamayan Muhsin. Ve sevilen, terk eden, başkalarının sevgilisi olan bir kadın... Ortak bir kadın... Ve onların öyküleri... Sanki Yarın Nisan duyguların kaleme hükmettiği bir kitap... Bu şiirsel metinlerle hüzünlenmeye hazırsanız hiç durmayın!..

Friday, March 24, 2006

Seni Hatırlatan Yıldızlar


Seni Hatırlatan Yıldızlar Caymaz 'ın ilk romanıdır...
On yıl hapiste yattıktan sonra “meşhur olmak” için İstanbul’a gelen Erdal hiç bilmediği bir dünyayla karşılaşır. Herkes birbirinin sırtına basarak yükselmeye çalışmaktadır. Kaynanası ve görümceleriyle birlikte yaşadığı evi, oğlunu alıp terk eden Aynur, herkesin hayalleri vardır diyerek bir yaşam kurmaya çabalamaktadır. Kırgın bir karşılaşma...Aynur’un kardeşi, Galata Köprüsü’nde midye dolma satan Niyazi, futbolculuk hayalleriyle yaşayan bir genç adam, düşleri çocukluğundaki telli arabalarına takılı kalmış. Kopya CD satıcısı Neo, Matrix hayranı, günümüzün teknoloji çılgınlığından nasibini almış kendisi gibi yaşayan binlerce orta sınıf gencinden biri, hayran olan, ezilen, önemsenmeyen...Ve usul usul romana sızan Kurtuluş’un arka sokaklarında bir mahalle; artist olup bir dizide oynamak için yanıp tutuşan set işçisi, eskinin cüzdan hırsızı Doktor, kendini padişah soyundan sanan hafif deli 4. Osman, trenlerde satıcılık, şipşak fotoğrafçılık, kahvecilik yapmış Baba Müfit, sevdiği kızın anısına her mezenin üzerine incecik bir dilim domates koyan meyhaneci Ali Yaşar ve diğerleri.Bir roman yazarının, geçmişte yaşadığı bir eve gidip, kendisini terk ettiğini sandığı karısını ararken karşımıza çıkardığı, günümüzden insan manzaraları. Havaî fişeklerden korkan yıldızlar onlar. Yıldız olmaya çabalarken kayıp giden insanlar. Her gün bize sunulan bu çağın yaldızlarının ardındaki sıvası dökülmüş duvar; hayatın içinden bir roman. Sahici acıların romanı “Seni Hatırlatan Yıldızlar”..

Yara Bandi (Bak Hala Çok Güzelsin ' den)

gençtim, okul camlarına yapıştırılmış bantların
camda bıraktığı izden krepon sevda
uçan kuş resmi yalnız dal resmidir biraz da
duvar kağıtlarının sarısında eskimiş öğretmenler
bir kaç dolu küllük unutulmuş arkadaş evlerinden
birlikte yatılan yataklar tek başına toplanırken

gençtim, ihaneti ömrümün saçımdaki ipeğe
günlüğü tutulmuş ama yapılmamış bir kaç devrim
cüzdanımda saklanmış kitap kapağı eskizleri
eriyip gidiyor şimdi zararlar hanesinde
kalbimin sokağında bir çocuk bembeyaz öksüren
ah vapurlar unutur hep beni bir yere giderken

gençtim, çalma tuşu kırık grundig teyplerde
bir kaç kırık piyano tuşu, lise gömleğimde
kalbimi öpsün diye cebimde yakalanan fotoğraf
bir kaç çamaşır suyu lekesi zayıf karnemde
tutturur giderdim beyoğlundaki bir klarnet sesinden
bir mezarlık çiçeği gittiği her yere ölüm götürürken
gençtim, ölü bulunan bir roman kahramanı
bir kaç şiir kasedinin bozuk bandı yaralı yüzümde
bir evin eski sahibine gelen kayıp mektup yaslı pul
birlikte çıkılan evlerin pencerelerindeki sesten
garba düşmek gurbettir yavrum benim derken
ah camları kırık kalbim, benim en eski pencerem